16 Mayıs 2020 Cumartesi

Kierkegaard ve Günümüz Psikolojisi


 “Yaşamını boşuna harcama, günlerini öldürme, uyku içinde geçirme uyan ve insan ol" der Kierkegaard. En iyi uyandırma aracının kaygılı korku ya da iç daralması olduğunu savunur. Her insanın içinde yalnızlık, tanrı tarafından unutulmuş olma gibi korkular vardır ancak bu korkuları hisseden ve bunlardan kaçmayan kimse uyanıklığını sürdürebilir.” (1).

 Son yıllarda yaygınlaşan “Mindfulness” (Bilinçli farkındalık, fark'andalık, aynagönül) ve “Kabul ve Kararlılık”(ACT) terapisi gibi 3.dalga terapilerdeki duygulardan ve düşüncelerden kaçmamak yaklaşımı, Kierkegaard tarafından yüz küsur yıl öncesinde ifade edilmiş. Ancak amaçları farklı; varoluşçuluğun öncülerinden sayılan Kierkegaard'ın amacı uyanıklığı sürdürmek iken; bahsedilen günümüz psikoterapi yaklaşımlarındaki amaç duyguların ve düşüncelerin geçişine izin vererek onların bastırılıp güçlenmesini önlemek. Amaçları farklı da olsa her ikisi de hazcı ve “sürekli iyi hissetmek zorunda olma ve bunu devamlı olarak sosyal medyada sergileme" toplumuna karşıt bir tavır sergilemekte birleşiyorlar

 “Estetik varoluş aşamasında kişi anın ortaya çıkardığı zevk ve tatmin duygusu doğrultusunda yaşar. Her ne kadar kendine özgü amaçları ve istekleri olsa da bu amaçlar anın belirlenimi altındadır. Kişi ana olan bağı nedeniyle geçmişine ve geleceğine bağlanamaz. Elde etmek istediği şöhret, zenginlik, güzellik ve saygınlık gibi özellikler onun ana bağlı kalma isteğinin sonuçlarıdır. Bu nedenle hiçbir şeye bağlanmadan sürekli yeni deneyimlerin peşindedir. Bu varoluş aşamasındaki kişinin en büyük korkusu can sıkıntısına kapılmaktır.” (2) 

Ne kadar da yabancı değil mi? Oysa biz can sıkıntısını çok severiz. Covid-19 pandemisi nedeniyle evde kalınca hiç korkmadık can sıkıntısından. Her anımızı doldurmak için hiç uğraşmadık, film ve kitap listeleri paylaşmadık. Hastalanmaktan hatta ölmekten çok yalnızlıktan ve sıkılmaktan korkmadık.

Tıpkı durgun suların üzerindeki miskin sisler gibi canımızın ta derinine yerleşir korkaklık. Korkaklığın en korktuğu şey karardır...Yüreğinde gömülü duran iyiye uygun bir şekilde eyleme geçme cesaretini göster. Güçsüzlük içinde karar ver ve eyleme geç!”(3) 

Ne denebilir ki bunun üzerine.

 KAYNAKÇA
 1. Bedia Akarsu, Kant'tan Günümüze Felsefe Akımları, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1994, 193-194
 2. Yasemin Akış Yaman, Mevlana ve Kierekegaard'da Benliğin Gelişimi, Kaygı Dergisi, 2017, sayı 29, 118-119 3. Soren Kierkegaard, çeviri: Zeynep Yeter, Tanrıya İhtiyaç Duymak, Fabula Yay., 2016

Kierkegaard aforizma
Kierkegaard

20 Mart 2020 Cuma



As Newton was said "To every action there is always opposed an equal reaction"

So, let's not focus on bad things and do something good instead!




Ahlaki yozlaşma bir virüs gibidir. Ahlaki yönden eksik bir kişi, toplumun boşluklarından faydalanarak yavaş yavaş ve derinden faaliyete geçebilir. Bunu yaparken insanların “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” türü ahlaki anlayışlarının etkisiyle güç sarhoşluğuna kapılabilir. Ancak etik değerleri sağlam ve ahlaki gelişimini tamamlamış insanlar, toplumun antikorlarıdır. Binlerce, ahlaki değerlerden yoksun etkisiz insanın kolaylıkla yapabilecekken yapmadığını yapar ve virüs etkisiz hale gelir. O zaman sadece gücün yanında yer alan ve gücünü ahlakından ve zekâsından almayanlar koyun sürüleri gibi dağılıp saf değiştirirler. Ancak bu virüslerin sayısı artarsa antikor görevi gören insanlar işlevsizleşir ve toplum ahlaki yönden yozlaşır ve zamanla “bana dokunmaya bin yaşasın” diyenler de büyük zarar görürler. Sonuçta bütün toplum ve bütün insanlar büyük bir yıkımı paylaşırlar. Bu, kazananı olmayan bir oyundur. Bunu; belli bir ahlaki olgunluğa erişmiş, iyi eğitim almış ve vicdanı olan insanların doğru eğitimle çoğaltılması önleyebilir. Bunun içi hem eğitim politikaları hem medya politikaları bir bütün olarak ele alınması gereken bir konudur. Tüm paydaşlar öğretmenler, aileler, yöneticiler, gazeteciler, televizyoncular herkesin payına düşen önemli görevler vardır. Öyle bir planlama ve aksiyon alınmalıdır ki, toplumun antikorları güçlü figürler haline getirilmelidir.

(10 Mart 2020 tarihli yazımdan alıntı)

21 Haziran 2018 Perşembe

“Sevgi, çalışma ve bilgi canımızın kaynaklarıdır. Dolayısıyla hayatı onların yönetmesi gerekir.” Wilhelm Reich

29 Mayıs 2018 Salı

Başarı Nedir?

Başarı, etki gücüdür. Bazıları insanları bazıları fikirleri bazıları sistemleri bazıları nesneleri etkiler. Etki gücü ne kadar çoksa başarı da o kadar fazladır,

1 Mayıs 2016 Pazar

Özgürlük ve Güç


"Between stimulus and response, there is a space. In that space lies our freedom and power to choose our response. In our response lies our growth and freedom." Victor Frankl

Uyaran ve tepki arasında bir boşluk vardır. O boşlukta tepkimizi belirleyen irade ve gücümüz yatar. Gelişim ve özgürlüğümüz cevabımızda yatar.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Kukla Filmi (2011)



2011 yapımı Jodie Foster'ın yönettiği, Mel Gibson ve Jodie Foster'ın başrollerini paylaştığı "Kukla" (Beaver) filmi; major depresyona giren bir adamın farklı bir yöntemle çözüm çabasının hikayesini anlatıyor. Oyuncak şirketi sahibi olan Walter (Mel Gibson) ilaç ve psikoterapi tedavisine rağmen iyileşememiş 2 sene boyunca ve sabrı tükenen eşi tarafından evden uzaklaştırılıyor. Ancak filmin sonuna doğru öğreniyoruz ki, eşinin bilgisi dışında psikoterapiye 1 senedir hiç gitmemiş Walter. Bir otel odasında başarısız (!) bir intihar denemesi sonrası başına düşen televizyonla uyanıyor ve kunduz şeklinde bir kuklayı kendisi kendisiyle başkası gibi konuşturuyor. Sahip olmak istedği ideal imajı konuşturarak, kuklaya yansıtarak kendini iyi hissediyor ve bunu bir iyileşme yöntemi olarak kullanmaya başlıyor. Ailesine ve işine dönüyor, ancak sol elinde sürekli bu kuklayı konuşturup kendi söyleyemediklerini ona söyleterek. Bu yöntemin nasıl durumlara yol açacağını filmi izleyerek öğrenebilirsiniz. Özellikle psikolojiye ilgi duyan; depresyonu ve dissosiyatif kimlik bozukluğunu anlamak isteyen izleyicilere öneririm.

28 Şubat 2013 Perşembe

"Ben Devri" belgeseli

Orijinal adı "The Century of the Self" olan BBC belgeselinin yapım tarihi 2002.
Film süresince çeşitli psikoanalistler ve halkla ilişkiler uzmanları yer alıyor. Belgeselde, şirketlerin reklamlarında, siyasetçilerin propagandalarında, savaş sonrasında askerleri tedavi ederken psikoloji biliminden nasıl faydalandıkları kronolojik bir sıralamada anlatılmış.

Belgeselin birinci bölümünde Sigmund Freud'un bilinçaltı kavramının yeğeni Edward Bernays tarafından kamuoyunu yönlendirmek, özellikle ürünlerin satılmasını sağlamak için nasıl kullanıldığı ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.Şöyle ki, insanların sadece ihtiyaç oldukları şeyleri satın alırken nasıl ihtiyaçları olmayan şeyleri almaya başladıkları, özetle tüketici toplumunun temellerinin nasıl atıldığı örneklerle yer alıyor:

"Bir tek sembolik reklamla sigara içen kadınlar kabul gördü. Bernays'ın yarattığı düşünce şuydu; bir kadın sigara içiyorsa bu onun daha güçlü ve bağımsız olduğunu gösteriyordu."

"Bernays, insanların arzuları ve hisleriyle ürünler arasında bağlantı kurunca, insanları akıldışı bir şekilde davranmaya yönlendirmenin olanaklı olduğunu anladı."

"Çok alakasız nesneler, sizin başkaları tarafından nasıl görülmek istediğinize dair duygusal simgeler taşıdığında çok güçlü hale geliyorlardı."

"Politikacılara şuna inanıyordu; insanların içinde saklı, tehlikeli akıldışı  korkular ve arzular olduğunu söyleyen Freud haklıydı. Bu içgüdülerin ekisiyle Nazi Almanya'sındaki barbarlıkla karşılaştığımızı düşünüyorlardı."

Belgeselin ikinci bölümünde yoğunluklu olarak Sigmund Freud'un kızı Anna Freud'un yaptıkları Amerika'da psikanalizle ilgili yapılanlar, Ernest Dichter'in ilk focus grup çalışmaları anlatılmış.  Belgeselden:

"1949'da Başkan Truman, Ulusal Akıl Sağlığı Kanunu'nu imzaladı. Kanun doğrudan psikoanalistlerin savaştaki bulgularına dayanıyordu. Milyonlarca Amerikalı asker, korkudan ve kaygıdan muzdaripti. Kanunun amacı, toplumu tehdit eden bu görünmez düşmanla baş etmekti."

"Psikanalizin fikirleri kitlelere uygulanıyordu. Yüzlerce kentte psikolojik rehberlik merkezleri kuruldu."

"Ernest Dichter çevre koşullarının insan kişiliğini geliştirmek için kullanılabileceğini düşünüyordu. Ürünler hem insanların arzularını doyurma, hem de onlara etraflarındaki diğer insanlarla ortak bir kimlik kazandırma gücüne sahipti. Dengeli bir toplum yaratma stratejisiydi."

"Bernays, 1920lerde halkla ilişkiler mesleğini icat etmişti."

"Bernays de amcası gibi insanların akıldışı güçler tarafından yönlendirildiğini düşünüyordu. Halkla baş edebilmenin tek yolu onların bilinçdışı arzu ve korkularıyla bağ kurmaktı. Bernays'e göre insanların komunizm korkusunu azaltmaya çalışmak yerine bu korkuları iyice yükselttip, korkuyu manipüle etmek lazımdı.

"Cameron'un deneyleri başarısız oldu. İnsanlar hafızasını yitirdi.

"Greenson bütün çabalarına rağmen Marilyn Monroe'ya yardımcı olamadı."
"Psikanalizi eleştirenlerden biri de Monroe'nun eski kocası Arthur Miller"di.: 'Psikanaliz acıyı zayıflık göstergesi olarak ele alıyor. Ama aslında bugün bildiğimiz en önemli hakikatler, insanların acılarından türemiştir. Mesele acıyı geri almak veya dünya üzerinden yok etmek değil onun sayesinde hayatımıza bilgi katmaktır."

Belgeselin üçüncü bölümü Freud'un fikirlerinin kitleleri etkilemek için nasıl kullanıldığı ve rakiplerinin özellikle Reich'ın görüşlerinin etkileri anlatılıyor.

"İçteki benlik bastırılıp kontrol edilmek yerine, kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmeliydi. Ancak, bunun sonucunda izole olmuş, savunmasız ve açgözlü bir benlik ortaya çıkmıştı. "

"İktidardakiler artık benliği kontrol etmek için onu bastırmaya değil, onun sonsuz arzularını beslemeye başlamıştı."




İzlemek isterseniz:
http://vimeo.com/22918234
http://vimeo.com/23204840
http://vimeo.com/23485787
http://www.youtube.com/watch?v=TetFLSutP-M






12 Aralık 2011 Pazartesi

Hayatın 40 altın kuralının güncellenmiş hali


1. Araba kullanma yürü; ev almasan da olur, gez.

2..Hayatın fıkra olarak anlatılmasın da sen fıkra anlatmasan da olur.

3. Sevincini kim niye erteler ki?

4. Selam verdiğin insanları iyi seç nasıl selam verdiğini falan da iyi seç. Bu bile hayatını etkileyebilir..Kelebek etkisi gibi.

5. Trafikte kalınca in yürü böylece az stres bol oksijen.

6. Şükredecek bir hayatın olsun ki her adım attığında şükredebilesin.

7. Herşeyi herkese açıklayabilirsin. Ne düşündüklerinin bir önemi yok ve de hiçbir sır sonsuza kadar sır olarak kalmaz; kendini yorma.

8. Eleştirilecek kişilere maas ceki imzalatacağına işsiz kal daha iyi.

9. Hiçbir şeyden korkma; korkunun ecele faydası var mı?

10. Gözünün önünde güzel seyler bulundur ancak arada değişitr çünkü bi süre sonra gözün alışır güzelliğini farkedemez olursun hatta çirkin seylere de bak ki hatırlayasın.

11. Çocukların vicdan ve akıl sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

12. Bir ay boyuca yoğun olarak din kitabını oku düşün anla onla yatıp onla kalk.

13. Sadece içinden geleni yap.

14. Her sabah kalkınca 2 bardak su iç; ılık olsun.

15. Seni seven insanları ayırdet ve tanı.

16. Zor da olsa yalnız tatil yap kafanı dinle huzur bul.

17. Kendine yapılmasını istemediğin hiçbirşeyi başkalarına yapma; ama sana yapılmasına da izin verme.

18. Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı yaz ya da fotoğrafını çek ki unutmayasın.

19. Doğru insan diye bir şey yok.Başarılı evlilik kavramı yanlış. İyi evlilik bir çok seye bağlı olabilir:

  • En önemlisi o buna değer mi?
  • Kötü zamanlarda nasıl davranıyor ya da davranabilir?

20. Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır; ya onlar eleştirmeyi seviyorsa kulaklarını tıkamanın yolunu bul.

21. Evliliğini veya hayatını daha doğrusu değer verdiğin her neyse güzelleştirmek için hergün bir şeyler yap.

22. İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.. Duyarsan, algılarsan, anlarsan …hep hatırla ve başkalarına da anlat...

9 Aralık 2011 Cuma

"Person of interest" dizisi


Nasıl olduysa geçen perşembe kanal değiştirirken ilk bölümüne rastlayıp ayaküstü mutfakta izledim. Dizi, 21:00 da Cnbc-e'de.

Azınlık raporunu anımsatan bir konusu var. Ona göre daha gerçekçi tabi ki. Onda kahinlerin sezgileriydi işlenecek suçları öngören, bu dizideyse başroldeki yazılımcının (Lost'taki Ben Linus) geliştirdiği bir bilgisayar programı. Programın yapım amacı terör suçlarını önlemekken; Finch, hakkında cinayet planlanan kişileri ölü bilinen bir ajanın da yardımıyla kurtarmaya çalışıyor.

Sahibi olduğu işyerinde vasat bir çalışan gibi çalışarak kimliğini gizleyen Finch gene tuhaf bir karakter Ben gibi. Yardım istediği eski ajan Reeds'e beni arama, ben seni istediğimde ararım demesi de eski rolünün bir devamı gibi duruyor.


22 Kasım 2011 Salı

Olmasaydı ne güzel olurdu

Sigara olmasaydı ne güzel olurdu
Bağımlılık olmasaydı ne güzel olurdu
Hastalık olmasaydı ne güzel olurdu
Art niyet olmasaydı ne güzel olurdu
Sabrın sonu gelmeseydi ne güzel olurdu
Erkenden rahatsız nefes alarak uyanmak olmasaydı
Hatalarını ısrarla tekrar etmek olmasaydı
Gücünün sınırlarını denemek olmasaydı
Saçmalıklar olmasaydı
İnsanlar yapacaklarını direkt olarak kendileri yapıp
Sonuçlarına anında kendileri muhatap olsalardı
İnsanlar başkalarının zayıf yönlerini kullanmasaydı ne güzel olurdu
Sigarayı icat eden doğmasaydı en güzel olurdu.

Haksızlık olmasaydı
Güçsüzlük olmasaydı
Eşitsizlik olmasaydı
Sağlıksızlık olmasaydı
Yetersizlik olmasaydı
Mecburiyet olmasaydı
Zorbalık olmasaydı
Saygısızlık olmasaydı
Olmaz ama olmasaydı keşke!

20 Kasım 2011 Pazar

SAVAŞ VE KADIN

Sabahleyin kalkıp duşunu aldıktan sonra her zaman yaptığı gibi banyo aynasına bakarak saçlarını taradı. Yalnız bu sefer daha sert bir şekilde taramaktaydı. Aynaya bakarken kendine yabancılaştığını hissetmekteydi. Aslında çok mutlu olması gereken bir gündü. Neden ama böyle hissediyordu ki? Bugün yıllardır hayal ettiği bir gündü. Şimdi neden böyle keyifsizdi ki? Yüzünü makyaj için hazırlamak üzere kremledi. Özel günler için aldığı farını özenle gözlerine uyguladı ve rimelini sürdü ki çok açık gri mavi gözleri daha güzel gözüksün.

Makyajını yaparken bir yıl öncesini düşünmeye başladı. Çok gürültülü hareketli bir iş günü. Fotoğraf çekmek üzere oraya gitmişti. Hem de iç savaş sürmekteyken. İnsanlar silah ve bomba sesleriyle ordan oraya panik halinde koşturuyorlardı. Çocuklar, kadınlar, askerler kan gölü olmuş yıkık sokaklarda canlarını kurtarma derdindeyken Kate ve meslektaşı için tek önemli olan işlerini en iyi şekilde yapmaktı. Bir yandan bir arabanın birinin arkasına sığınıp bir yandan da deklanşöre basmayı sürdürüyorlardı.

Biraz arkadaşının yanından ayrılıp risk almaya ve ortamın içine ilerlemeye karar verdi. Uzakta koşmakta olan küçük bir kızı çekmeye başladı. Arada ayakta adını bile bilmediği ve umursamadığı ağır bir silahla duran adamın da fotoğrafını çekti. Çok heyecanlıydı işini yaparken. Birden o kız o adamın durduğu yere geldi ve adam silahını küçük kıza doğrulttu. Adam kıza bağırarak elindeki küçük bohçayı almaya çalıştı ama kız direndi. Kate bu sırada eğilmiş ve en iyi kareyi almaya çalışıyordu. Küçük kız başına silah dayalıyken onu fark etti ve yardım istercesine ona bakmaya başladı. Bir an duraksamakla birlikte fotoğraf çekmeye devam etti.

Ödülünü almak üzere salonda yerini aldı. Yılın fotoğrafçısı ödülü için onu anons ettiler ve işte o fotoğraf çok büyük bir halde sahnedeydi. Alnından vurulmuş küçük kız...İzleyicler ayakta alkışlarken o hızla salonu terketti ve bir köşeye sığınıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Savaş ve kadın beraber varolamayacak iki unsur. İksinin biraya gelmesinden geriye kalansa; mutsuz eden ve artık anlamsız gelen bir başarı.


19 Ekim 2011 Çarşamba

"Akıllı insanın cehennemi alışkanlıklarıdır"

elmas kömürün acı çekmiş haliymiş.

3 Ekim 2011 Pazartesi

"Dünya, uykudaki kişinin gördüğü rüyadır." Mevlana

26 Eylül 2011 Pazartesi

Yazmak

Kitap yazmak için yazarın belli bir tekniğe uyma zorunluluğu yoktur. Roman yazarları diledikleri gibi yazmakta özgürdürler. Ancak tiyatro oyunu veya sinema senaryosunda başka kişilerle (yönetmen, oyuncu gibi) iletişim gerekli olacağından dramatik yazarlık için teknik bilgi gereklidir.

Bir eser yazmak için ilk akla gelen yol ilham beklemektir.
Kişinin zihninde bazı konu parçaları, sahneler ,dağınık ayrıntılar belirir. Bunlarla ilkel bir taslak oluşturulabilir. Yazar adayı düşüncesine yoğunlaşmalı, olasılıkları ve seçenekleri taramalı, konuyu-karakterleri geliştirmeli ve taslağını adım adım netleştirmelidir.

İlham perisinin ne zaman ve nerede geleceği belli olmadığından yazar adayı yanında her zaman kağıt, kalem bulundurmalıdır. Çoğunlukla şairlerin uykundan uyanınca yazdıkları söylenir. Mehmet Akif Ersoy'un duvarlarının mısralarla dolu olduğu rivayet edilmiştir. Hatta şuanda adını anımsayamadığım bir yazar araba kullanırken ilham gelmesinden dertlidir.

Kişi çevresel bir uyarıcıyla da yazmaya itilebilir. Bu uyaran kişinin zihnini ve duygularıını harekete geçirebilir. Bu uyarıcı; bir sanat eseri (resim,yazı, tiyatro, film, fotoğraf) ya da gerçek olaylar,kişiler veyahut rüya olabilir ve kişinin aklına yeni fikir tohumları atabilir. Somutlaştırırsak kişi sadece olayın bir kısmını görüp gerisini hayal gücüyle oluşturabilir. Susanna Tamaro bir üçüncü sayfa haberini okuyup, etkilenip bundan yola çıkarak bir kitap yazmıştır.


Yukarıdaki yazıda Turgut Özakman'ın "Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği (Tiyatro, radyo, televizyon, sinema)" adlı eserinden faydalanılmıştır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi için kitabı okuyabilirsiniz.

23 Eylül 2011 Cuma

"İnsanın ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmaktır." Frankl

21 Eylül 2011 Çarşamba

BLOGUNUZUN ZİYARETÇİ SAYISINI ARTTIRMAK İÇİN İPUÇLARI

Online para kazanmak için en iyi yollardan biri blog yazmaktır.Ancak çoğu blog yazarı bloguna yeterli ziyaretçi çekemediği için bu fırsatı elde edemez.
Eğer bir blog oluşturmayı düşünüyorsanız, ya da hali hazırda bir blogunuz var ve blogunuzun ziyaretçi sayısını arttırmak istiyorsanız bu yazı size blogunuza daha fazla ziyaretçi çekmek için neler yapmanız gerektiğiniz hakkında bazı ipuçları verecek.

blogunuzun ziyaretçi trafiğini arttırmak için ipuçları

İpuçlarına geçmeden önce bilmeniz gereken en temel şeyi bir kez daha hatırlatmak istiyorum…Kaliteli bir içeriğe sahip olmadan popüler ve bol hitli bir blog olmanız çok zordur.
SEO
SEO, yani arama motoru optimizasyonu; blogunuzu arama motorlarına uygun şekilde optimize etmek için yapılan işlemlerin genel adıdır.Blogunuzu kaliteli ve özgün içerikle doldurduktan sonra yapacağınız SEO işlemleri ile insanların arama motorları vastasıyla bu içeriğe ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
BLOG TASARIMI
Göze hoş gelen, orjinal ve profesyonel görünümlü bir blogdan herkes etkilenir.Bazı blogcular çok kaliteli içeriğe sahip olmasına rağmen sıkıcı ve insanları yoran tasarımı sayesinde ziyaretçileriini kaybetmektedir.Kullanıcı dostu ve profesyonel görünümlü bir tema kullanmak ziyaretçi sayınızı arttıracaktır.
YORUMLAR
Özellikle yeni kurullan bir blog için, en etkili ve en kolay promosyon yöntemlerinden biri blogunuzun konusuyla ilgili diğer bloglara yorumlar yazmaktır.Blogunuzun konusuyla ilgili popüler bloglara faydalı ve etkileyici yorumlar yazarak hem o blogun ziyaretçilerinin dikkatini çekebilir, hem de blog yazarıyla bir dostluk kurabilirsiniz.Tüm bunlar da size ziyaretçi trafiği olarak geri döner.
İNTERAKTİVİTE
Okuyucularınızla kuracağınız ilişki çok önemlidir.Onların fikirlerini ve görüşlerini mutlaka dikkate almalısınız.Bir ziyaretçiniz blogu yazınıza yorum yaptığında mutlaska cevap vermelisiniz.Aksi taktirede o ziyaretçinizi kaybedebilirsiniz.Ayrıca okuyucularınızla kuracağınız iyi ilişkiler, onlarında çevrelerine blogunuzdan iyi şekilde bahsetmelirini sağlar.Bu da size ekstra ziyaretçi trafiği sağlar.

Bu yazı; blog yazarlığı, Blogger geliştirme, SEO, sosyal medya, dijital pazarlama, kişisel gelişim konularıyla ilgilenen ve içerik üreten tarafından yazılmıştır. Yazarın diğer yazılarını kişisel blogu olan Blog Hocam’da okuyabilirsiniz.