26 Eylül 2011 Pazartesi

Yazmak

Kitap yazmak için yazarın belli bir tekniğe uyma zorunluluğu yoktur. Roman yazarları diledikleri gibi yazmakta özgürdürler. Ancak tiyatro oyunu veya sinema senaryosunda başka kişilerle (yönetmen, oyuncu gibi) iletişim gerekli olacağından dramatik yazarlık için teknik bilgi gereklidir.

Bir eser yazmak için ilk akla gelen yol ilham beklemektir.
Kişinin zihninde bazı konu parçaları, sahneler ,dağınık ayrıntılar belirir. Bunlarla ilkel bir taslak oluşturulabilir. Yazar adayı düşüncesine yoğunlaşmalı, olasılıkları ve seçenekleri taramalı, konuyu-karakterleri geliştirmeli ve taslağını adım adım netleştirmelidir.

İlham perisinin ne zaman ve nerede geleceği belli olmadığından yazar adayı yanında her zaman kağıt, kalem bulundurmalıdır. Çoğunlukla şairlerin uykundan uyanınca yazdıkları söylenir. Mehmet Akif Ersoy'un duvarlarının mısralarla dolu olduğu rivayet edilmiştir. Hatta şuanda adını anımsayamadığım bir yazar araba kullanırken ilham gelmesinden dertlidir.

Kişi çevresel bir uyarıcıyla da yazmaya itilebilir. Bu uyaran kişinin zihnini ve duygularıını harekete geçirebilir. Bu uyarıcı; bir sanat eseri (resim,yazı, tiyatro, film, fotoğraf) ya da gerçek olaylar,kişiler veyahut rüya olabilir ve kişinin aklına yeni fikir tohumları atabilir. Somutlaştırırsak kişi sadece olayın bir kısmını görüp gerisini hayal gücüyle oluşturabilir. Susanna Tamaro bir üçüncü sayfa haberini okuyup, etkilenip bundan yola çıkarak bir kitap yazmıştır.


Yukarıdaki yazıda Turgut Özakman'ın "Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği (Tiyatro, radyo, televizyon, sinema)" adlı eserinden faydalanılmıştır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi için kitabı okuyabilirsiniz.

23 Eylül 2011 Cuma

"İnsanın ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmaktır." Frankl

21 Eylül 2011 Çarşamba

BLOGUNUZUN ZİYARETÇİ SAYISINI ARTTIRMAK İÇİN İPUÇLARI

Online para kazanmak için en iyi yollardan biri blog yazmaktır.Ancak çoğu blog yazarı bloguna yeterli ziyaretçi çekemediği için bu fırsatı elde edemez.
Eğer bir blog oluşturmayı düşünüyorsanız, ya da hali hazırda bir blogunuz var ve blogunuzun ziyaretçi sayısını arttırmak istiyorsanız bu yazı size blogunuza daha fazla ziyaretçi çekmek için neler yapmanız gerektiğiniz hakkında bazı ipuçları verecek.

blogunuzun ziyaretçi trafiğini arttırmak için ipuçları

İpuçlarına geçmeden önce bilmeniz gereken en temel şeyi bir kez daha hatırlatmak istiyorum…Kaliteli bir içeriğe sahip olmadan popüler ve bol hitli bir blog olmanız çok zordur.
SEO
SEO, yani arama motoru optimizasyonu; blogunuzu arama motorlarına uygun şekilde optimize etmek için yapılan işlemlerin genel adıdır.Blogunuzu kaliteli ve özgün içerikle doldurduktan sonra yapacağınız SEO işlemleri ile insanların arama motorları vastasıyla bu içeriğe ulaşmasını sağlayabilirsiniz.
BLOG TASARIMI
Göze hoş gelen, orjinal ve profesyonel görünümlü bir blogdan herkes etkilenir.Bazı blogcular çok kaliteli içeriğe sahip olmasına rağmen sıkıcı ve insanları yoran tasarımı sayesinde ziyaretçileriini kaybetmektedir.Kullanıcı dostu ve profesyonel görünümlü bir tema kullanmak ziyaretçi sayınızı arttıracaktır.
YORUMLAR
Özellikle yeni kurullan bir blog için, en etkili ve en kolay promosyon yöntemlerinden biri blogunuzun konusuyla ilgili diğer bloglara yorumlar yazmaktır.Blogunuzun konusuyla ilgili popüler bloglara faydalı ve etkileyici yorumlar yazarak hem o blogun ziyaretçilerinin dikkatini çekebilir, hem de blog yazarıyla bir dostluk kurabilirsiniz.Tüm bunlar da size ziyaretçi trafiği olarak geri döner.
İNTERAKTİVİTE
Okuyucularınızla kuracağınız ilişki çok önemlidir.Onların fikirlerini ve görüşlerini mutlaka dikkate almalısınız.Bir ziyaretçiniz blogu yazınıza yorum yaptığında mutlaska cevap vermelisiniz.Aksi taktirede o ziyaretçinizi kaybedebilirsiniz.Ayrıca okuyucularınızla kuracağınız iyi ilişkiler, onlarında çevrelerine blogunuzdan iyi şekilde bahsetmelirini sağlar.Bu da size ekstra ziyaretçi trafiği sağlar.

Bu yazı; blog yazarlığı, Blogger geliştirme, SEO, sosyal medya, dijital pazarlama, kişisel gelişim konularıyla ilgilenen ve içerik üreten tarafından yazılmıştır. Yazarın diğer yazılarını kişisel blogu olan Blog Hocam’da okuyabilirsiniz.

13 Eylül 2011 Salı

şirinlemek istiyorum


şirinlemek istiyorum
şirinlikle
şirin köyünde şirin içinde
beklemek zor diyip hero rockstar oynamak
5 dakika beklemek zormuş peki ya ...
bilinmeyen sürelerde beklemek ne beklediğini bilmemek
geçmişi kaybetmek geleceği unutmak şimdiyi bırakmak
sayılara takılmak zamanın eskide durması çok eskide
ondan sonrası kocaman bir karadelik içinde uzun bir an gibi
ne yaşanmamış ne yaşanmış zaman akmış ama akmamış

there is no blue moon here but inside is everywhere is blue dark blue

22 Ağustos 2011 Pazartesi

"Gölge Etkisi" filminden kalanlar


"The Shadow Effect", Debbie Ford tarafından hazırlanmış yarı belgesel. Kendisinden başka Deepak Chopra, aktivist Marianne Williamson, psikolog George Pratt, psikolog Charles Richards, Daniel Bressler gibi birçok uzmanın görüşlerine yer verilmiş.
Temel mesaj karanlık taraflarımızla yüzleşip aydınlığa çıkmak olarak özetlenebilir.

Gölge, kabullenmek istemediğiniz taraflarınız, yüzleşmekten korktuğunuz yönleriniz olarak açıklanabilir.

Filmde kolektif gölgelerimizle herkesin birbirini etkilediğinden bahsediliyor. Psikanalist Jung'a atıfta bulunuyor.

11 eylül'e kadar Amerikalılar kabullenmek istemedikleri olumsuz taraflarını siyahlara, ancak bu tarihten sonra Araplara yansıttılar, deniyor. Araplar derken müslümanları kastediyor.

Sürüngenlerin beyninde basit bir mekanizma işleyişi mevcut:aç komutu ve kapa komutu. Buna timsahların avlanma davranışları örnek verilebilir. Daha gelişmiş hayvanlarda, memelilerde, beyinde limbik sistem etkin halde. Bu etkinlikler; az aç, çok aç, daha çok aç/kapa ve farklı derecelerde ödüllere veya cezalara kavuş komutları olarak açıklanabilir. İnsan beyninde ise bunların üstünde neokorteks yer alıyor. Beynin bu bölümü çok daha karmaşık işlevleri yerine getirmekten sorumlu. Karmaşık kararlar vermek en önemlilerinden biri. Travma geçirmiş kişilerde ve birçok psikolojik rahatsızlıkta bu mekanizma verimli olarak çalışamıyor. Şöyle ki özellikle düşünme ve karar verme süreçlerinde etkin rol oynayan prefrontal kortekste etkinlik düzeyi normal bir insana göre düşük düzeyde oluyor. Başka bir deyişle kişi, daha ilkel olan limbik sistemin daha fazla etkisinde olaylara tepki verebiliyor. Filmde travmaların gölgelere sebep olduğu ve onlarla yüzleşmeden kişinin özgürleşemeyeceği vurgulanıyor.

Peki ilişkilerinizde yansıtma yaptığınızı nasıl anlarsınız?
Tepkisel davranıyorsanız ve olumsuz hissediyorsanız büyük ihtimalle yansıtma yapıyor olabilirsiniz. Eğer durum ilginizi çekiyorsa ve bilgi sahibi olmak istiyorsanız ve sakinseniz yansıtma yapmıyorsunuz demektir.

Peki gölgelerimizle nasıl yüzleşebiliriz?
Jillian Sawers'ın uygulama önerisi:
Bir çok değeri kağıtlara yazın ve yürürken ruhunuzun en temel niteliğinin hangisi olduğunu hissetmeye çalışın. (sevgi, güç, saadet, saflık, bilgelik, merhamet, huzur...)

En güçlü tarafınız neyse en zayıf tarafınız da o olabiliyor.
Güçlü olduğunuz nokta zorluk yaşayacağınız nokta da olabiliyor.
"Wounded healer" -Yaralı şifacı kavramını çağrıştırıyor. Bu da bir Nasreddin Hoca fıkrasını çağrıştırdı bana:
Hoca ağaçtan düşmüş, "bana ağaçtan düşmüş birini getirin, demiş.

Karanlık tarafınızı kabullenip, başkalarıyla paylaşın.

Belgeselde vurgulanana benzer olarak tasavvufta da kişi zayıf noktasından tekamül ederek en güçlü tarafını geliştirir. Mesele kişi sabırsızdır ve tekamül ederek çok sabırlı bir insan haline gelir.

Arda kalan sorular:
Ruh derinse gölgesi de derin olur derken ne anlatılmak isteniyor olabilir?

Hangi maskeyi takıyoruz?

İnsanların sizin hakkınızda neyi bilmesini istemezsiniz?

İnsanlar neden en çok kendi gücünden-ışığından korkuyor?


21 Haziran 2011 Salı

Sosyal medyayı kullanarak iş bulmak için 5 akıllı yol


Dan Schawbel Me 2.0'ın yazarı ve Millenial Branding'in kurucusudur. Millenial Branding tam teşekküllü bireysel markalaşma hizmetleri veren bir ajanstır. Kendisi Google, Harvard, Time Warner, IBM ve CitiGroup'ta bireysel markalaşma üzerine seminerler vermiştir.

Sosyal medya doğru işleri bulmayı ve bu işlere girmeye yardım edecek doğru kişilere ulaşmayı kolaylaştırmakta.İş arayanların çoğu verimli sonuçlar elde edememelerine rağmen geleneksel yöntemlerle iş aramaya devam ediyorlar ve vasat bir iş arayan 5 aydan sonra iş aramayı bırakıyor.

Ancak siz böyle davranmak zorunda değilsiniz! Kim olduğunuzu,sektörde nasıl farklılaştığınızı anlayarak ve bireysel markalaşmanızı çevrim-içi oluşturarak yeni yetenek pazarında rekabet edebilirsiniz. Öncelikle kendi internet sitenizi kurduktan ve sosyal ağ profillerinizi oluşturduktan sonra rüyalarınızın işine ulaşmak üzere ilişkilerinizi ve yeteneklerinizi geliştirmeye başlamaya hazırsınız.

Elance'ın raporuna göre birçok şirket sosyal medya aracılığıyla işe alım yapıyor ve genç profesyonellerin %40'ı işe girmek için sosyal medyayı kullanıyorlar (bkz: http://mashable.com/2011/06/19/get-job-using-social-media/).

Aşağıdaki beş yeni yolu takip ederek "Sosyal Medya" kanalıyla başarılı bir iş arayışı gerçekleştirebilirsiniz:

1. Sosyal Grafiğinizi Geliştirin
İnsanlar,bilgisayarlar değil başka insanlar aracılığıyla işe girerler. Başvurduğunuz işyerinde çalışan biriyle bağlantınız varsa işi kapma şansınız çok artar. 10 sene önce arkadaşlarınızın nerede çalıştığını hatırlamak ve arkadaşlarınıza kimleri tanıdığını sormak için çok efor harcamanız gerekirdi. Artık sosyal ağlarda sosyal grafiğinizi oluşturabiliyor ve sizinle ilgili bilgileri paylaşabiliyorsunuz. İnternet sizin kişisel araştırma laboratuvarınız haline geldi. İş aramalarınızda kullanabileceğiniz birkaç sosyal ağ şunlar:
  • Linkedn
  • In TheDoor.com
  • BranchOut.com

2. Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality) ve İş Arama Uygulamalarını Kullanın
İş arayanlar artık kendilerine yakın işlere iPhone veya Android gibi mobil uygulamaları kullanarak bakmaya başladılar. LinkUp'ın kaydettiğine göre iş arayanların %20'si akıllı telefonlarını iş ararken kullanıyorlar. Arttırılmış gerçeklik; gördüğümüzü, duyduğumuzu, hissettiğimizi ve tattığımızı geliştirerek, gerçek olanla bilgisayar yoluyla olan arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Layar uygulamasını iPhone'unuzla indirip, menuden "JobAmp Mobile" ile yürürken bulunduğunuz konuma yakın işyerlerindeki açık pozisyonları görebilirsiniz. İş ararken kullanabileceğiniz en populer uygulamalar şunlar:
  • CareBliss (ücretsiz)
  • Good Job ($4.99)
  • Real-Time Jobs (ücretsiz)
  • BusyBee (ücretsiz)

3. Çevrim-içi (online)Etkinizi Yapılandırın
Onyıldan daha önce doğru teknik yetkinliklere (C++ programlama gibi) sahipseniz neredeyse işinizi garantiliyordunuz. Ekonomi değişerek daha rekabetçi hale gelince şirketler yeni becerilere dikkatlerini yöneltmeye başladılar. Davranışşal yetkinlikler (iletişim, organizasyon, liderlik gibi) bir adayı seçmek için daha önemli olmaya başladı. Şirketler artık, takım çalışması ve kültürel uyum gibi yetkinliklerle ilgilenmekteler. Günümüzde, sadece güçlü teknik ve davranışsal yetkinliklere ihtiyaç duymuyorsunuz, çevrim-içi etkinizi de geliştirmek durumundasınız. Bu, iki aday arasında karar vermekte ayırdedici faktör olarak rol almaya başladı.
Online etki kaç bağlantıya sahip olduğunuzla, bunların kimler olduğuyla (ne kadar etkili oldukları), içeriklerinizi kimlerin ve kaç kişinin paylaştığıyla ve websitenize backlink verdiğiğiyle ölçülüyor.
İşverenler arasında popüler olmaya başlayan Klout.com, online etkinizi ölçmek üzere size bir "Klout skoru" veriyor. İşverenler yüksek skora sahip olan adayları tercih ediyorlar çünkü geniş çevresi olan kişilerin daha verimli olduğunu anladılar.

4. Kağıt Özgeçmiş yerine Multimedya kullanın
OfficeTeam survey raporuna göre şirketlerin %36'sı özgeçmiş yerine sosyal profilleri ve iş network sitelerini kullanmayı düşünüyorlar. Birçok çalışan yaratıcı yollarla online olarak değerlerini arttırıyorlar, promosyonlarını yapıyorlar. Facebook sayfalarında rap videolarıyla "beni işe alın" diyenlere rastladım. Bu yaratıcı yollardan bazıları:
  • SlideShare.net
  • QR codes
  • Viral videos
  • Yaratıcı websiteleri

5. Kendinizi Reklama Dönüştürün
İnsanların dikkatini çekmenin bir başka yolu ise çalışmak istediğiniz belirli kişi ve kurumlara kendinizi tanıtmak. Kendinizi tanıtmanın yollarından en çok kullanılan dördü: Facebook sosyal reklamları, Google AdWords, blog reklamları, ve Linkedn Reklamları.
2010'da Alec Brownstein böyle yaparak kendini çalışmak istediği şirketlerdeki belirli yöneticileri hedefleyerek tanıttı. Kişiler kendilerini google yoluyla arayınca onun reklamını gördüler ve görüşmeye çağırdılar.

Dan Scawbel, Linkedn hissedarı


20 Haziran 2011 Pazartesi

Yaşamın bir anlamı var mı?

Yaşamın bir anlamı var mı?
Sen yaratırsan var.
Yaşamın anlamlı olup olmamasını belirleyen şey, kişinin içinde bulunduğu şartlar değil, bakış açısında gizli. Kişinin bakış açısının hangi yönde olduğunu tek bir soruya verdiği cevaba göre belirlemek mümkün: "Yaşam, yaşamaya değer mi değmez mi?". Bu, Albert Camus tarafından gerçekten ciddi olan tek sorun olarak tanımlanmış. Ancak bu soruyu ciddiye alan kişiler çoğunlukla uç noktalarda bulunuyorlar. Şöyle ki kişi ya ölümcül bir durumdaysa (çaresiz bir hastalık) ya da şartlarını değiştirebilecek durumda değilse (müebbet mahkumları) yaşamının geri kalan günlerini anlamlandırmak için bu soruyu kendine sorabiliyor. Nedense ölüme yakınlaştıkça yaşama verilen anlam artıyor gibi gözüküyor.

Victor Frankl'ın tanımlamasına göre insanlar yaşamı anlamlandırmalarıyla ilgili olarak iki boyutlu bir koordinat düzleminde konumlanıyorlar. Dikey boyut "homo patiens" (acı çeken kişiler) doyum ve umutsuzluk uçlarından oluşuyor. Bu boyutu 90 derece açıyla kesen yatay boyut ise "homo sapiens" olarak adlandırılıyor. Bu boyut ise başarı ve başarısızlık arasında uzanıyor.